Kıskançlık ve Telefon Kontrolü: Güven Nasıl Aşınır?
Aliağa'daki çift terapisi görüşmelerinde bu başlık iki farklı cümleyle gelir. Biri şöyle der: "Kendimi tutamıyorum, sürekli telefonuna bakma isteği duyuyorum." Diğeri şöyle: "Hiçbir şey yapmadığım hâlde sürekli hesap vermek zorunda kalıyorum."
İki cümle de aynı döngüyü tarif eder ve ikisi de haklıdır. Kıskançlık yaşayan taraf gerçekten acı çekmektedir; kontrol edilen taraf da gerçekten sıkışmıştır. Bu yazının amacı taraf tutmak değil, döngünün nasıl kurulduğunu ve neden kendiliğinden çözülmediğini göstermek.
Ancak baştan bir ayrım koymak gerekiyor. Bu yazı, kıskançlığın çalışılabilir bir duygu olduğu ilişkiler hakkında. Korku üreten, kişinin yaşam alanını daraltan ve itiraz edildiğinde bedel doğuran bir denetim düzeni bundan ayrı bir şeydir ve aynı çerçeveyle ele alınamaz. Bu sınırı yazının ortasında ayrıntılı biçimde çizeceğim; oraya doğrudan gitmek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.
Kıskançlık Tek Bir Şey Değil: Üç Boyut
"Kıskançlık normal mi?" sorusunun tek bir cevabı yok, çünkü kıskançlık tek bir şey değil.
Alanyazında kıskançlık üç boyutta ele alınır (Pfeiffer & Wong, 1989):
Duygusal kıskançlık: İlişkiye yönelik gerçek ve somut bir tehdit karşısında ortaya çıkan tepki. Eşinizin biriyle ilgilendiğini fark ettiğinizde hissettiğiniz şey.
Bilişsel kıskançlık: Ortada bir işaret olmadan zihinde kurulan şüphe ve senaryolar. "Acaba kiminle mesajlaşıyor" düşüncesinin kendiliğinden gelmesi.
Davranışsal kıskançlık: Kontrol etme, izleme, sorgulama, telefon ve sosyal medya takibi.
Ayrım şurada belirleyici: araştırmalarda duygusal boyut ilişki doyumuyla olumsuz yönde ilişkili bulunmazken, bilişsel ve davranışsal boyutların doyumla olumsuz yönde ilişkili olduğu bildirilmektedir.
Yani sorun kıskanmak değil. Sorun, şüpheyi zihinde büyütmek ve onu kontrol davranışına dönüştürmek.
Bu ayrım pratikte şu işe yarar: "ben kıskanç bir insanım" cümlesi bir kader tanımı gibi kurulur, oysa değiştirilmesi gereken şey duygunun varlığı değil, ikinci ve üçüncü boyuttur. İkisi de öğrenilmiş ve değiştirilebilir örüntülerdir.
Kontrol Neden İşe Yaramıyor?
Kontrol etmenin mantığı ilk bakışta kusursuz görünür: şüphe var, bakarsam öğrenirim, öğrenirsem rahatlarım. Uygulamada olan şey bunun tam tersi.
Kontrol etmek, kaygı alanyazınında güvenlik davranışı olarak adlandırılan kategoriye girer. Güvenlik davranışlarının ortak özelliği şudur: kaygıyı kısa vadede azaltır, uzun vadede sürdürürler (Salkovskis, 1991).
Mekanizma şöyle işler. Kaygı yükselir, telefona bakılır, kaygı düşer. Bu düşüş davranışı pekiştirir. Beyin şunu öğrenir: rahatlamanın yolu kontrol etmektir. Bir sonraki kaygı dalgasında eşik daha düşüktür ve süre daha kısadır.
Üstelik rahatlama kısa ömürlüdür, çünkü hiçbir kontrol geleceği güvence altına almaz. Bakılmayan bir saat, silinmiş olabilecek bir mesaj, görülmeyen bir uygulama her zaman vardır. Bu nedenle kontrol sıklığı zamanla artar, azalmaz.
Klinikte sık duyduğum cümle şudur: "Bir kere baksam rahatlayacağım." Bu cümle neredeyse her zaman yanlıştır. Bakmak rahatlatır, ama aranan huzuru değil — aramanın kendisini kalıcı hâle getirir.
İkinci bir sorun daha var: kontrol hiçbir zaman olumsuzu kanıtlayamaz. Bir mesajda kötü bir şey bulunmaması, kötü bir şey olmadığını kanıtlamaz; yalnızca o mesajda olmadığını gösterir. Bu nedenle şüphe mantıksal olarak da kapanmaz.
Dijital Ortamın Özel Sorunu
Bu döngü her zaman vardı, ancak sosyal medya onu belirgin biçimde hızlandırdı.
Araştırmalar sosyal medya ve kıskançlık arasında kendini besleyen bir sarmal tanımlamaktadır (Muise, Christofides & Desmarais, 2009). Döngü şöyle işler:
Ortam, bağlamı eksik bilgiyi sürekli görünür kılar — bir beğeni, eski bir fotoğraf, tanımadığınız bir takipçi, geç saatte çevrim içi görünmek. Bu bilgi yoruma açıktır ve kaygıyı tetikler. Kaygı daha fazla izlemeye yol açar. Daha fazla izleme, daha fazla belirsiz bilgiye maruz kalmak demektir. Sarmal kapanır.
İlişkilerde elektronik izleme davranışını inceleyen çalışmalar da bu izlemenin kolaylığının ve düşük maliyetinin davranışı yaygınlaştırdığını bildirmektedir (Tokunaga, 2011).
Buradan çıkan önemli bir sonuç var: sorun çoğu zaman eşin davranışında değil, ortamın yapısındadır. Aynı kişi, aynı ilişkide, bu bilgi akışı olmadan aynı şüpheyi yaşamayabilirdi. Bu, eşi aklamak için söylenmiş bir cümle değil; müdahalenin nereye yapılacağını gösteren bir tespit.
Kim Daha Çok Kıskanır?
Bağlanma örüntüsü bu farkı açıklayan etkenlerden biridir. Kaygılı bağlanma örüntüsü taşıyan kişilerde ilişkiye yönelik kıskançlık ve izleme davranışlarının daha yüksek düzeyde görüldüğü, bu ilişkide güven düzeyinin aracı rol oynadığı bildirilmektedir (Marshall, Bejanyan, Di Castro & Lee, 2013).
Bu örüntüde temel korku çoğu zaman ihanet değil terk edilmedir. Kontrol, terk edilmeyi önceden görme çabasıdır: "Önceden anlarsam hazırlıksız yakalanmam."
Bunun yanında dört etken daha sık görülür: geçmişte yaşanmış bir aldatma deneyimi, ailede tanık olunan ilişki örüntüleri, kişinin kendi değerlilik algısının düşük olması ve mevcut ilişkide gerçekten yaşanmış bir güven kırılması.
İlk üçü, kıskançlığın mevcut ilişkiden değil kişinin geçmişinden beslendiği anlamına gelir. Bu, kontrol edilen tarafın sık sorduğu "ben ne yaptım ki" sorusunun cevabıdır: çoğu zaman hiçbir şey yapmamıştır.
Güven Tam Olarak Nasıl Aşınıyor?
Güven alanyazında üç bileşenle ele alınır (Rempel, Holmes & Zanna, 1985):
Öngörülebilirlik: Karşı tarafın nasıl davranacağını
kestirebilmek.
Dayanılabilirlik: İhtiyaç anında yanında olacağına inanmak.
İnanç: Geleceğe dair güvence olmadan da güvenebilmek.
Kontrol düzeni özellikle üçüncüsünü aşındırır. Sürekli kanıt arayan bir ilişkide inanca yer kalmaz, çünkü inanç tanımı gereği kanıtın bittiği yerde başlar.
Aşınma iki yönlü işler ve her iki taraf da kaybeder.
Kontrol eden taraf hiçbir zaman yeterli güvence alamaz. Her doğrulama geçicidir; her rahatlama bir sonraki şüpheye kadar sürer. Zamanla kişi kendi davranışından da utanmaya başlar ve bu utanç konuşmayı daha da zorlaştırır.
Kontrol edilen taraf sürekli şüpheli konumunda kalır. Bu konumun üretttiği yorgunluk önce savunmaya, sonra kaçınmaya dönüşür: "Nasılsa yanlış anlaşılacak, söylemeyeyim." İşte bu noktada döngü kapanır — bilgi paylaşımındaki azalma, kontrol edenin şüphesini haklı çıkarır görünür.
Klinikte en sık rastlanan yanlış anlama budur. Kontrol eden taraf "gizlemeye başladı, demek ki haklıymışım" der. Oysa gizleme, şüphenin nedeni değil sonucudur.
Kırmızı Çizgi: Kıskançlık mı, Zorlayıcı Denetim mi?
Buraya kadar anlatılanlar, kıskançlığın çalışılabilir bir duygu olduğu ilişkiler için geçerli. Bazı ilişkilerde ise ortada bir duygu değil, bir düzen vardır ve bu düzen başka bir çerçevede ele alınır.
Alanyazında zorlayıcı denetim (coercive control) kavramı, aile içi şiddeti tek tek olaylar üzerinden değil, kişinin özgürlük alanını daraltan süregiden bir örüntü olarak tanımlar (Stark, 2007). Bu yaklaşımda belirleyici olan fiziksel şiddetin varlığı değil, kişinin gündelik yaşamı üzerindeki denetimdir.
Aile içi şiddet üzerine geliştirilen sınıflandırmalar da çatışmalı bir ilişkideki karşılıklı gerilim ile tek taraflı, sistematik bir denetim örüntüsünün birbirinden farklı olgular olduğunu vurgular (Johnson, 2008).
Teknolojinin bu örüntüde ayrı bir rolü vardır: konum takibi, sürekli mesaj talebi ve çevrim içi izleme, denetimi mekândan bağımsız hâle getirir; kişi fiziksel olarak yalnızken bile gözetlendiğini hisseder (Woodlock, 2017).
Ayırt edici işaretler şunlar. Birkaçının bir arada bulunması anlamlıdır:
- Kimlerle görüşeceğinize karşı taraf karar veriyor
- Aile ve arkadaşlarınızla bağınız zamanla zayıfladı
- Para ya da ulaşım üzerinde denetim var
- Ne giyeceğiniz belirleniyor
- Konumunuz sürekli izleniyor ve gecikme hesap sorulmasına yol açıyor
- Telefonunuza erişim talep ediliyor ve reddetme seçeneğiniz yok
- İtiraz ettiğinizde korku hissediyorsunuz
- Davranışlarınızı olay çıkmasın diye önceden ayarlıyorsunuz
- Yaşananların sizin hatanız olduğuna zamanla inandırıldınız
- Ayrılmayı düşündüğünüzde tehdit içeren tepkilerle karşılaşıyorsunuz
Tek bir ölçüt hepsinden önemlidir: korku.
Kıskançlık rahatsız eder, yorar, üzer. Zorlayıcı denetim korkutur. Bir konuyu açmadan önce sonucunu hesaplıyorsanız, ortada bir iletişim sorunu değil bir güvenlik sorunu vardır.
Bu tabloda çift terapisi ilk adım değildir ve ortak seans bazı durumlarda riski artırabilir; seansta söylenenler eve döndüğünde bedel üretebilir. Öncelik güvenliktir.
Türkiye'de destek hatları: ALO 183 Sosyal Destek Hattı (ücretsiz, 7/24), acil durumlarda 155 Polis ve 112 Acil Çağrı. Ayrıca İçişleri Bakanlığı'nın KADES uygulaması üzerinden konum bilgisiyle doğrudan ihbar yapılabilir.
Bu tablonun daha geniş bir dökümü için toksik ilişki portresi yazısındaki ölçütlere bakmanızı öneririm. Yazının geri kalanı, bu maddeler geçerli olmayan ilişkiler için yazıldı.
Şifre Vermek Çözüm mü?
Kısa cevap: genellikle değil. Uzun cevap, nedenini anlatmayı gerektiriyor.
Şifre paylaşımı, sorunun bilgiye erişim eksikliği olduğu varsayımına dayanır. Oysa sorun erişim değil, doğrulama ihtiyacıdır. Güven, doğrulanan bilgiyle değil, doğrulama ihtiyacının azalmasıyla kurulur.
Uygulamada tipik seyir şudur: şifre paylaşılır, kısa bir rahatlama olur. Kaygı yeniden yükseldiğinde bu kez konum paylaşımı istenir. Sonra kimin aradığının açıklanması. Sonra mesajların tek tek gösterilmesi. Her adım bir öncekini normalleştirir ve sınır her seferinde biraz geriler.
Şeffaflık ile denetimi ayıran üç soru:
- Karşılıklı mı? Tek taraflı erişim şeffaflık değildir.
- İstekli mi? Talep üzerine verilen erişim, gönüllü paylaşımdan farklıdır.
- Reddedilebilir mi? Bu en belirleyici olanıdır. Reddettiğinizde bir bedel oluşuyorsa ortada şeffaflık değil zorlama vardır.
Kontrol Eden Taraf İçin: Ne Yapılabilir?
Bu bölümü okuyorsanız muhtemelen zaten rahatsızsınız. Bu iyi bir başlangıç noktası.
1. Kontrol anını tanıyın. Davranışı azaltmaya çalışmadan önce onu haritalandırın: kaygı hangi anda yükseliyor, hangi düşünce devreye giriyor, hangi korku korunuyor. Bir hafta boyunca yalnızca not almak bile örüntüyü görünür kılar.
2. Kontrolü geciktirin, yasaklamayın. "Bir daha asla bakmayacağım" kararı genellikle birkaç günde bozulur ve her bozulma kişiyi daha çaresiz hissettirir. İşleyen yaklaşım geciktirmedir: kontrol etme isteği geldiğinde on dakika beklemek. Amaç, kaygının bakılmadan da düştüğünü deneyimlemektir. Bu deneyim, davranışın gücünü zamanla azaltır.
3. Güvence isteme biçimini değiştirin. "Kiminle konuşuyordun" bir sorgudur ve savunma üretir. "Bugün kendimi tedirgin hissettim, seninle konuşmak istiyorum" bir paylaşımdır ve yakınlık üretir. İkisi de aynı ihtiyaçtan doğar, ama sonuçları zıttır.
4. Doğrulamayı aramayı bırakın. Aldığınız her güvence kısa ömürlüdür ve bir sonrakine olan ihtiyacı artırır. Bu, karşı tarafın yetersiz güvence vermesinden değil, güvencenin yapısından kaynaklanır.
5. Sosyal medya maruziyetini azaltın. Bu, kaçınma değil ortam düzenlemesidir. Belirsiz bilgiye daha az maruz kalmak, sarmalın yakıtını keser.
6. Geçmişle bağlantıyı kurun. Bu korku ilk kez bu ilişkide mi ortaya çıktı? Cevap hayırsa çalışılması gereken yer ilişki değil, örüntünün kendisidir.
Kaygı yoğunsa ve gündelik hayatı etkiliyorsa anksiyete ve bireysel psikoterapi çerçeveleri çift çalışmasıyla eşzamanlı yürütülebilir.
Kontrol Edilen Taraf İçin: Ne Yapılabilir?
Burada iki yaygın tepki var ve ikisi de tabloyu ağırlaştırıyor.
Birincisi: her talebi karşılamak. Kısa vadede huzur getirir, uzun vadede sınırı sürekli geriletir. Verilen her erişim, bir sonraki talebin zeminini hazırlar.
İkincisi: tamamen kapanmak. Bilgi paylaşımını kesmek savunma olarak anlaşılır ve şüpheyi besler.
İşleyen yol ortadadır: duyguyu reddetmemek ama sınırı korumak. Kaygıyı görmek ile her doğrulama talebini yerine getirmek farklı şeylerdir.
- Gereksiz belirsizlik yaratmayın. Basit bir soruyu geçiştirmek, prensip savunmak değil yakıt vermektir. "Kiminleydin" sorusuna verilecek sade bir cevap, sınırınızı zedelemez.
- Sınırı sakin ve tutarlı tekrarlayın. Öfkeyle konulan sınır ceza gibi duyulur ve direnç üretir.
- Sorunu ortak adlandırın. "Senin sorunun" yerine "bu döngü ikimizi de yoruyor". Bu, karşı tarafı savunmadan çıkarır.
- Savunma modunu bırakın. Kendinizi sürekli aklamak, suçlu konumunu kabul etmek anlamına gelir. Aklanacak bir şey yoksa aklanmaya da gerek yoktur.
- Kendi sınırınızı belirleyin. Neye evet, neye hayır diyeceğinizi kriz anında değil önceden düşünün.
Yeniden vurgulamak gerekiyor: bu öneriler, reddetmenin bedel üretmediği ilişkiler için geçerlidir. Reddettiğinizde korku hissediyorsanız yukarıdaki kırmızı çizgi bölümüne dönün.
Çift Olarak: Anlaşma Nasıl Kurulur?
Bu döngü tek taraflı çözülmez. İşleyen çerçeve, her iki tarafın da bir şeyden vazgeçtiği karşılıklı bir anlaşmadır.
- Kaygı anında konuşmayın. Kontrol krizi sırasında yapılan her müzakere savunmayla biter. Konuyu sakin bir zamanda açın.
- Somut ve sınırlı anlaşmalar yapın. "Sana güveneceğim" bir niyet beyanıdır ve ölçülemez. "Gece geç kalacaksam önceden haber vereceğim" ölçülebilir bir taahhüttür.
- Karşılıklılığı koruyun. Yalnızca bir tarafın taviz verdiği anlaşmalar sürdürülemez.
- Süre ve gözden geçirme koyun. "Bir ay böyle deneyelim, sonra konuşalım." Süresiz düzenlemeler kalıcı denetime dönüşme eğilimindedir.
- İlerlemeyi kontrol sayısıyla ölçün. Şüphenin bitmesini beklemeyin; ölçüt, kontrol davranışının seyrekleşmesidir.
- Geçmişi hesaptan düşün. Eski bir olayın her tartışmada gündeme gelmesi onarımı imkânsızlaştırır.
Tartışmaların yürütülme biçimi kendi başına belirleyicidir; eleştiri ve savunma kalıpları devredeyse içerik ne olursa olsun sonuç değişmez. Bu kalıplar için ilişkilerde sağlıklı iletişim yazısına bakabilirsiniz. Yaklaşma ve uzaklaşma hareketleri tabloya eşlik ediyorsa yakınlık ve mesafe döngüsü yazısı tamamlayıcı bir çerçeve sunar.
Aldatma Yaşandıysa Ne Değişir?
Gerçekten bir güven kırılması yaşandıysa tablo farklıdır ve yukarıdaki çerçeve olduğu gibi uygulanamaz. Bu durumda şeffaflık talebi yalnızca anlaşılır değil, onarımın bir parçasıdır.
Ancak burada da bir sınır var: şeffaflık süreli ve tanımlı olmalıdır. Hangi bilgilerin paylaşılacağı, ne kadar süreyle ve hangi noktada gözden geçirileceği baştan konuşulmazsa, onarım süreci kalıcı bir denetim düzenine dönüşür.
Süresiz denetimin sorunu şudur: aldatan taraf kalıcı olarak sanık konumunda kalır. Bu konum, onarım için gereken ortaklığı ortadan kaldırır ve ilişki bir yargılama süreci hâline gelir. Bu başlığın ayrıntılı çerçevesini aldatma sonrası güven yazısında ele almıştım.
Ne Zaman Destek Almalı?
Aşağıdaki durumlarda destek almak süreci belirgin biçimde kolaylaştırır:
- Kontrol davranışı gündelik hayatı ve iş performansını etkiliyorsa
- Kontrol etmemek için verilen kararlar tutmuyorsa
- Tartışmaların neredeyse tamamı bu konu etrafında dönüyorsa
- Kontrol edilen taraf sosyal hayatını daraltmaya başladıysa
- Şüphe somut bir dayanağı olmadan sürüyorsa
- Kontrol eden taraf kendi davranışından utanıyor ama durduramıyorsa
- Bir aldatma sonrası dönem aylardır aynı yoğunlukta sürüyorsa
- Çocuklar bu tartışmalara tanık oluyorsa
Ve tekrar: ortada korku varsa, bu bir çift terapisi konusu değil güvenlik konusudur.
Aliağa'da Çift Terapisi: Randevu ve Seans Düzeni
Aliağa'daki çift terapisi görüşmelerinde ilk seans genellikle her iki eşle birlikte yapılır ve döngünün haritası çıkarılır: kaygı hangi anda yükseliyor, kontrol davranışı nasıl devreye giriyor, karşı taraf nasıl tepki veriyor, döngü nasıl kapanıyor. Değerlendirmenin bir parçası olarak korku ve güvenlik konusu da ele alınır; bu, ortak çalışmanın uygun olup olmadığını belirler. Sonrasında kısa bireysel görüşmeler yapılabilir; ardından ortak seanslarla devam edilir.
- Seans süresi: 60 dakika, genellikle haftada bir.
- Tipik süre: Çoğunlukla 10-16 seanslık bir çerçeve.
- Yer: Aliağa / İzmir'de yüz yüze görüşme.
- Online seçenek: Türkiye'nin her yerinden ve yurt dışından çevrim içi görüşme; online psikoterapi sayfasında ayrıntılar var.
- Eşzamanlı bireysel çalışma: Kaygı yoğunsa bireysel süreç çift çalışmasıyla birlikte yürütülebilir.
- Tek taraflı başlangıç: Eşlerden biri gelmek istemiyorsa süreç tek kişiyle de başlatılabilir.
- Tarafsızlık: Çift terapisinde taraf tutulmaz; çalışılan taraf ilişkinin kendisidir.
- Güvenlik değerlendirmesi: Korku ve denetim içeren tablolarda ortak seans yerine öncelikle bireysel ve güvenlik odaklı bir yönlendirme yapılır.
- Gizlilik: Görüşmelerde paylaşılan her bilgi meslek etiği ve yasal düzenlemeler çerçevesinde gizli tutulur.
- Ücret: Seans ücreti dönemsel olarak güncellendiğinden burada sabit bir rakam paylaşılmaz; güncel bilgiyi iletişim kanallarından alabilirsiniz.
- Randevu: WhatsApp ya da telefon: +90 544 571 11 94.
Süreç ve yöntemlere dair ayrıntılı bilgiyi Aliağa çift terapisi sayfasında bulabilirsiniz. İlk görüşmede ne olduğunu merak ediyorsanız çift terapisine ilk adım yazısı süreci adım adım anlatıyor.
Sık Sorulan Sorular
Kıskançlık normal mi, her kıskançlık zararlı mıdır?
Kıskançlık tek bir şey değildir; alanyazında üç boyutta ele alınır. Duygusal kıskançlık, ilişkiye yönelik gerçek bir tehdit karşısında ortaya çıkan tepkidir ve olağandır. Bilişsel kıskançlık, ortada somut bir işaret olmadan kurulan şüphe ve senaryolardır. Davranışsal kıskançlık ise kontrol etme, izleme ve sorgulama davranışlarını kapsar. Araştırmalarda duygusal boyut ilişki doyumuyla olumsuz yönde ilişkili bulunmazken, bilişsel ve davranışsal boyutların doyumla olumsuz yönde ilişkili olduğu bildirilmektedir. Yani sorun kıskanmak değil, şüpheyi zihinde büyütmek ve onu kontrol davranışına dönüştürmektir.
Telefon kontrol etmek neden işe yaramıyor?
Çünkü kontrol etmek bir güvenlik davranışıdır ve güvenlik davranışları kaygıyı kısa vadede azaltıp uzun vadede besler. Telefona bakıldığında kaygı düşer; bu rahatlama davranışı pekiştirir ve bir sonraki kaygı dalgasında eşik daha da düşer. Ayrıca kontrolün ürettiği rahatlama kısa ömürlüdür, çünkü hiçbir kontrol geleceği güvence altına almaz: bakılmayan bir saat, silinmiş olabilecek bir mesaj her zaman vardır. Bu nedenle kontrol sıklığı zamanla artar, azalmaz. Pratikte kişi aradığı huzuru değil, aramanın kendisini kalıcı hâle getirir.
Sosyal medya kıskançlığı artırıyor mu?
Araştırmalar bu yönde bir döngü tanımlamaktadır. Sosyal medya, bağlamı eksik ve yoruma açık bilgiyi sürekli görünür kılar: bir beğeni, eski bir fotoğraf, tanımadığınız bir takipçi. Bu belirsiz bilgi kaygıyı tetikler, kaygı daha fazla izlemeye yol açar, daha fazla izleme daha fazla belirsiz bilgiye maruz bırakır. Böylece kendini besleyen bir sarmal kurulur. Bu nedenle sorun çoğu zaman eşin davranışında değil, ortamın yapısındadır; aynı kişi sosyal medya olmadan aynı şüpheyi yaşamayabilirdi.
Bazı insanlar neden daha çok kıskanıyor?
Bağlanma örüntüsü bu farkı açıklayan etkenlerden biridir. Kaygılı bağlanma örüntüsü taşıyan kişilerde ilişkiye yönelik kıskançlık ve izleme davranışlarının daha yüksek düzeyde görüldüğü, bu ilişkide güven düzeyinin aracı rol oynadığı bildirilmektedir. Bu örüntüde temel korku ihanet değil terk edilmedir; kontrol, terk edilmeyi önceden görme çabasıdır. Bunun yanında geçmişte yaşanmış bir aldatma deneyimi, ailede tanık olunan ilişki örüntüleri ve kişinin kendi değerlilik algısı da katkı verir. Bu nedenle kıskançlık genellikle mevcut ilişkiden değil, kişinin geçmişinden beslenir.
Eşim telefonumu kontrol ediyor, izin vermeli miyim?
Şeffaflık ile denetim aynı şey değildir. Karşılıklı olarak ve isteyerek kurulan bir açıklık, ilişkide güveni destekleyebilir. Buna karşılık tek taraflı, talep üzerine ve reddedilmesi mümkün olmayan bir erişim denetimdir ve güven üretmez. Üstelik uygulamada erişim vermek çoğu zaman kaygıyı bitirmez; doğrulama ihtiyacı yeni alanlara kayar. Belirleyici üç soru şudur: bu erişim iki taraflı mı, reddedebiliyor musunuz, reddettiğinizde bunun bir bedeli oluyor mu. Üçüncü soruya evet yanıtı veriyorsanız ortada şeffaflık değil zorlama vardır.
Şifremi versem güveni sağlar mı?
Genellikle sağlamaz, çünkü sorun bilgiye erişim eksikliği değildir. Güven, doğrulanan bilgiyle değil, doğrulama ihtiyacının azalmasıyla kurulur. Şifre paylaşımı kısa vadede rahatlama yaratır; ancak kaygı yeniden yükseldiğinde daha fazla erişim talep edilir ve sınır her seferinde biraz daha geriler. Klinikte sık görülen tablo şudur: şifreyle başlayan düzen konum paylaşımına, sonra mesajların tek tek açıklanmasına uzanır. Bu nedenle çalışılması gereken şey erişim düzeyi değil, kaygının kendisidir.
Güven tam olarak nasıl aşınıyor?
Güven alanyazında üç bileşenle ele alınır: öngörülebilirlik, yani karşı tarafın nasıl davranacağını kestirebilmek; dayanılabilirlik, yani ihtiyaç anında yanında olacağına inanmak; ve inanç, yani geleceğe dair güvence olmadan da güvenebilmek. Kontrol düzeni özellikle üçüncüsünü aşındırır, çünkü sürekli kanıt arayan bir ilişkide inanca yer kalmaz. Aşınma iki yönlü işler: kontrol eden taraf hiçbir zaman yeterli güvence alamaz, kontrol edilen taraf ise sürekli şüpheli konumunda kaldığı için savunmaya geçer ve zamanla bilgi paylaşmaktan kaçınır. Bu kaçınma kontrol edeni haklı çıkarır görünür ve döngü kapanır.
Kıskançlık ile zorlayıcı denetim arasındaki fark nedir?
Bu ayrım hayati önemdedir. Kıskançlık bir duygudur ve karşılıklı konuşulabilir, sınırlandırılabilir, çalışılabilir. Zorlayıcı denetim ise kişinin özgürlük alanını daraltan bir örüntüdür ve alanyazında aile içi şiddetin bir biçimi olarak ele alınır. Ayırt edici işaretler şunlardır: kimlerle görüşüleceğine karar verilmesi, aile ve arkadaşlardan uzaklaştırma, para ve ulaşım üzerinde denetim, ne giyileceğinin belirlenmesi, konumun sürekli izlenmesi, itiraz edildiğinde korku üreten tepkiler ve kişinin adım adım yalnızlaştırılması. Ortada korku varsa bu artık bir ilişki sorunu değil güvenlik sorunudur ve çift terapisi ilk adım değildir.
Kontrol eden taraf ne yapabilir?
İlk adım davranışı azaltmak değil, kontrol anını tanımaktır: kaygı yükseldiğinde ne hissediliyor, hangi düşünce devreye giriyor, hangi korku korunuyor. İkinci adım kontrol davranışını geciktirmektir; kontrol etme isteği geldiğinde önce kısa bir süre beklemek, kaygının kendiliğinden düştüğünü deneyimletir ve bu deneyim davranışın gücünü azaltır. Üçüncü adım, güvence isteme biçimini değiştirmektir; suçlayıcı bir sorgu yerine duyguyu doğrudan söylemek karşı tarafı savunmadan çıkarır. Bu süreç tek başına yürütülebilir ancak kaygı yoğunsa bireysel çalışma eklenmesi önerilir.
Kontrol edilen taraf ne yapabilir?
İki yaygın tepki vardır ve ikisi de tabloyu ağırlaştırır: her talebi karşılayarak sınırı sürekli geriletmek ya da bilgi paylaşımını tamamen kesip savunmaya geçmek. İşleyen yol ortadadır: duyguyu reddetmemek ama sınırı korumak. Kaygıyı görmek ile her doğrulama talebini yerine getirmek farklı şeylerdir. Pratikte yardımcı olan üç şey vardır: gereksiz belirsizlik yaratmamak, yani basit soruları geçiştirmemek; sınırı sakin ve tutarlı biçimde tekrarlamak; ve sorunu ilişkinin ortak sorunu olarak adlandırmak. Ancak reddetmenin bedel ürettiği bir ilişkide bu öneriler geçerli değildir; o tablo ayrı olarak ele alınmalıdır.
Aldatma yaşandıysa kontrol etmek meşru mudur?
Aldatma sonrası dönemde şeffaflık talebi anlaşılırdır ve onarımın bir parçası olabilir. Ancak bunun süresiz ve sınırsız bir denetime dönüşmesi onarımı engeller. Uygulamada işleyen çerçeve, şeffaflığın süreli ve karşılıklı olarak tanımlanmasıdır: hangi bilgilerin paylaşılacağı, ne kadar süreyle ve hangi noktada gözden geçirileceği baştan konuşulur. Denetimin süresiz sürdüğü ilişkilerde aldatan taraf kalıcı olarak sanık konumunda kalır ve bu konum onarım için gereken ortaklığı ortadan kaldırır. Bu başlık kendi başına ayrı bir çalışma gerektirir.
Aliağa'da çift terapisi nasıl yürür, seans düzeni nedir?
Aliağa'daki görüşmelerde ilk seans genellikle her iki eşle birlikte yapılır ve döngünün haritası çıkarılır: kaygı hangi anda yükseliyor, kontrol davranışı nasıl devreye giriyor, karşı taraf nasıl tepki veriyor ve döngü nasıl kapanıyor. Değerlendirmenin bir parçası olarak korku ve güvenlik konusu da ele alınır; bu, ortak çalışmanın uygun olup olmadığını belirler. Sonrasında kısa bireysel görüşmeler yapılabilir; ardından ortak seanslarla devam edilir. Görüşmeler 60 dakikadır ve genellikle haftada bir yürütülür; çoğunlukla 10-16 seanslık bir çerçeve kullanılır. Kaygı yoğunsa bireysel çalışma eşzamanlı yürütülebilir. Seans ücreti dönemsel olarak güncellendiğinden burada sabit bir rakam paylaşılmaz; güncel bilgiyi WhatsApp ya da telefon üzerinden alabilirsiniz.
Kaynaklar
- Johnson, M. P. (2008). A typology of domestic violence: Intimate terrorism, violent resistance, and situational couple violence. Boston: Northeastern University Press.
- Marshall, T. C., Bejanyan, K., Di Castro, G., & Lee, R. A. (2013). Attachment styles as predictors of Facebook-related jealousy and surveillance in romantic relationships. Personal Relationships, 20(1), 1-22.
- Muise, A., Christofides, E., & Desmarais, S. (2009). More information than you ever wanted: Does Facebook bring out the green-eyed monster of jealousy? CyberPsychology & Behavior, 12(4), 441-444.
- Pfeiffer, S. M., & Wong, P. T. P. (1989). Multidimensional jealousy. Journal of Social and Personal Relationships, 6(2), 181-196.
- Rempel, J. K., Holmes, J. G., & Zanna, M. P. (1985). Trust in close relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 49(1), 95-112.
- Salkovskis, P. M. (1991). The importance of behaviour in the maintenance of anxiety and panic: A cognitive account. Behavioural Psychotherapy, 19(1), 6-19.
- Stark, E. (2007). Coercive control: How men entrap women in personal life. New York: Oxford University Press.
- Tokunaga, R. S. (2011). Social networking site or social surveillance site? Understanding the use of interpersonal electronic surveillance in romantic relationships. Computers in Human Behavior, 27(2), 705-713.
- Woodlock, D. (2017). The abuse of technology in domestic violence and stalking. Violence Against Women, 23(5), 584-602.
Son güncelleme: 25 Eylül 2026
Döngüyü Birlikte Kıralım
Kıskançlık ve kontrol döngüsü, iki tarafın da kaybettiği bir düzendir ve tek taraflı kararlarla çözülmez. Kaygının nereden geldiğini ve döngünün nerede kırılabileceğini birlikte ele alabiliriz. Aliağa'da yüz yüze ya da Türkiye'nin her yerinden online çift terapisi için randevu oluşturabilirsiniz.
Randevu ve Bilgi AlınBu yazı yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; psikolojik değerlendirme, tanı veya tedavinin yerine geçmez, ilaç önerisi içermez. Şiddet ya da baskı içeren bir ilişki yaşadığınızı düşünüyorsanız ALO 183 Sosyal Destek Hattı'na, acil durumlarda 155 ya da 112'ye başvurabilirsiniz. Kişisel bir güçlük yaşıyorsanız bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir.