Uyumsuz muyuz, Yoksa Aynı Kavgada mı Sıkıştık? Çift Uyumsuzluğunun Gerçek Nedeni
"Sanırım biz uyumsuzuz." Bu cümle, Aliağa'daki çift terapisi görüşmelerinde en sık duyduğum açılışlardan biri. Söyleyen kişi genellikle bunu bir teşhis olarak kurar: sorun bulundu, geriye ne yapılacağına karar vermek kaldı.
Oysa klinik olarak bakıldığında "uyumsuzuz" bir teşhis değil, bir yorumdur — üstelik çoğu zaman sürecin sonunda varılan bir yorum. Yıllarca aynı tartışmayı yapan, her seferinde aynı yerde tıkanan ve hiçbir çözümün tutmadığını gören bir çift, bir noktada bu açıklamaya ulaşır. Açıklama mantıklıdır, çünkü elde başka açıklama kalmamıştır.
Bu yazıda uyumsuzluk yorumunun ne kadarının gerçeği yansıttığını, araştırmaların kişilik uyumu hakkında ne söylediğini, çözülen ve çözülmeyen sorunların neden farklı ele alınması gerektiğini, dışarıdaki stresin ilişkiye nasıl sızdığını ve gerçek uzlaşmazlığın hangi durumlarda söz konusu olduğunu bulacaksınız.
Çiftlerin Sorunlarının Çoğu Zaten Çözülmüyor
Yaygın varsayım şudur: iyi bir ilişkide sorunlar konuşulur, çözülür ve geride kalır. Çözülmüyorsa bir arıza vardır. Araştırma bulguları bu varsayımı desteklemiyor.
Gottman'ın çiftlerle yürüttüğü gözlem çalışmalarında, çiftlerin çatışmalarının yaklaşık üçte ikisinin süregiden nitelikte olduğu, yani hiçbir zaman tam olarak çözülmediği bildirilmiştir (Gottman, 1999; Gottman & Silver, 1999).
Bu sorunlar kişilik farklarına, değerlere ve temel ihtiyaçlara dayanır. Biri düzene ve öngörülebilirliğe, diğeri esnekliğe ihtiyaç duyuyorsa; biri yakınlığı çok konuşarak, diğeri yan yana sessiz durarak kuruyorsa — bu farklar anlaşmayla ortadan kalkmaz. İlişki boyunca farklı biçimlerde geri döner.
Kritik nokta şudur: mutlu ve mutsuz çiftleri ayıran şey, bu sorunların varlığı değil, onlarla kurulan ilişkidir. İyi işleyen ilişkilerde süregiden konular mizahla, esneklikle ve karşılıklı kabulle taşınır. Tıkanan ilişkilerde ise her tekrarda konumlar sertleşir.
Bunun pratik sonucu şaşırtıcı olabilir: süregiden bir soruna çözüm aramak, tıkanmanın kendisini üretir. Çözülemeyecek bir şeyi çözmeye çalışan çift, her başarısız denemeden sonra biraz daha umutsuzlaşır ve bir süre sonra "demek ki uyumsuzuz" sonucuna varır. Oysa sorun uyumda değil, soruna yaklaşım biçimindedir.
Çözülebilen Sorun mu, Süregiden Sorun mu?
Ayrım pratikte şöyle görünür:
- Çözülebilen sorunlar duruma özgüdür. Bulaşık sırası, bu yılki tatil planı, bir akşamın nasıl geçirileceği. Bir düzenleme yapıldığında konu kapanır ve aynı biçimde geri dönmez.
- Süregiden sorunlar kişiye özgüdür. Para harcama alışkanlığı, yakınlık ihtiyacının düzeyi, geniş aileyle mesafe, düzen anlayışı, sosyalleşme isteği. Düzenleme yapılsa bile konu farklı bir kılıkta geri gelir.
Ayırt etmenin en pratik yolu geçmişe bakmaktır. Aynı tartışma üç yıl önce de yapılıyorduysa ve aradaki anlaşmalar tutmadıysa, konu büyük olasılıkla süregiden gruptadır.
Kendi kavganızı sınıflandırmak için beş soru:
1. Bu konuyu ilk kez ne zaman tartıştık?
2. Aradaki çözümler ne kadar sürdü?
3. Konu kapandığında gerçekten kapandı mı, yoksa ertelendi mi?
4. Karşı tarafın bu konudaki ısrarı hangi ihtiyacı koruyor?
5. Tartışma bittiğinde ne hissediyoruz — rahatlama mı, yorgunluk mu?
Dördüncü soru en çok bilgi vereni. Süregiden sorunlarda ısrar genellikle konunun kendisiyle değil, altındaki bir ihtiyaçla ilgilidir: güvende olma, saygı görme, özerk kalma ya da yalnız bırakılmama.
Kişilik Uyumu Gerçekten Belirleyici mi?
Uyumsuzluk yorumunun altında genellikle şu inanç yatar: doğru kişiyle olsaydım bu kadar zorlanmazdım. Alanyazın bu inancı zayıflatıyor.
Yeni evli çiftlerle yürütülen kapsamlı bir çalışmada, eşlerin yaş, eğitim, siyasi ve dini tutumlar gibi alanlarda belirgin biçimde benzeştiği; ancak kişilik özellikleri bakımından benzerliğin sınırlı olduğu ve ilişki doyumuyla ilişkisinin zayıf kaldığı bildirilmiştir (Watson ve ark., 2004).
Buna karşılık kişinin kendi duygusal dengesizlik düzeyi, evlilik doyumunun daha tutarlı bir öngörücüsü olarak bildirilmektedir (Karney & Bradbury, 1995). Yani belirleyici olan eşlerin birbirine ne kadar benzediği değil, her birinin ilişkiye ne getirdiği ve aralarında ne kurdukları.
Daha yeni ve daha güçlü bir bulgu var:
Kırk üçten fazla boylamsal çift çalışmasının verisini makine öğrenmesiyle inceleyen bir araştırmada, ilişki doyumunu en iyi öngören değişkenlerin kişilik özellikleri değil, ilişkiye özgü algılar olduğu bulunmuştur: eşin bağlılığının nasıl algılandığı, takdir edilme duygusu, cinsel doyum ve çatışma sıklığı. Ayrıca kişinin kendi algıları, eşinin bildirdiği özelliklerden daha belirleyici çıkmıştır (Joel ve ark., 2020).
Pratik anlamı şudur: ilişkinin gidişatını belirleyen şey, kiminle birlikte olduğunuzdan çok, birlikte neyi nasıl kurduğunuzdur. Bu, uyumsuzluk yorumuna karşı en güçlü karşı kanıtlardan biri.
Kavga Aynı Kaldı, Peki Neden Arttı?
Birçok çift şunu söyler: "Aynı şeyleri hep tartışıyorduk ama son bir yıldır çekilmez hâle geldi." Burada değişen konu değil, ilişkinin taşıma kapasitesidir.
Yaygın kullanılan bir modelde evlilik niteliği üç bileşenle açıklanır (Karney & Bradbury, 1995): eşlerin ilişkiye getirdiği kalıcı kırılganlıklar, karşılaşılan stresli yaşam olayları ve çiftin uyum sağlama süreçleri.
Dışarıdan gelen stres arttığında uyum süreçleri zayıflar; aynı çift, aynı konuyu daha kötü yönetmeye başlar. Stresin ilişki doyumu üzerindeki bu dolaylı etkisi alanyazında tutarlı biçimde bildirilmektedir (Randall & Bodenmann, 2009).
İş yükü, ekonomik baskı, hastalık, yeni doğum, taşınma ya da geniş aileyle yaşanan bir sorun bu etkiyi üretebilir. Bu nedenle kavgalardaki artışın zamanlamasını incelemek, içeriğini incelemek kadar bilgi verir.
Sistemik bakışın buradaki katkısı şu: çift, içinde bulunduğu bağlamdan bağımsız değerlendirilemez. "Biz uyumsuzuz" diye yorumlanan tablo, bazen "bu dönem taşıyabildiğimizden fazlasını taşıyoruz" anlamına gelir.
Tıkanma Nasıl Çözülür?
Süregiden bir sorunda hedef, konuyu ortadan kaldırmak değil; tıkanmış hâlinden çıkarıp konuşulabilir hâle getirmektir. Üç adım işe yarar.
1. Altındaki meseleyi adlandırın. Para tartışması nadiren parayla ilgilidir; genellikle güvenlik ya da özerklikle ilgilidir. Geniş aile tartışması genellikle sadakat ve öncelik meselesidir. Yüzeydeki konu kaldığı sürece tartışma döner durur.
2. İkna etmeyi bırakın. Süregiden sorunlarda ikna girişimi karşı tarafı sertleştirir, çünkü ikna edilmek ihtiyacından vazgeçmek anlamına gelir. Yerine geçecek soru şudur: "Bu senin için neden bu kadar önemli?" Bu soru samimi sorulduğunda tartışmanın sıcaklığı düşer.
3. Kalıcı çözüm yerine geçici düzenleme yapın. "Bundan sonra hep şöyle olacak" cümlesi süregiden sorunlarda tutmaz. "Bu dönem için şöyle deneyelim, üç hafta sonra konuşalım" tutar. Gözden geçirilebilir olması, iki tarafın da kendini kısılmış hissetmesini önler.
Tartışmanın nasıl yürütüldüğü ayrı bir başlık; eleştiri, savunma ve değersizleştirme kalıpları devredeyse içerik ne olursa olsun sonuç değişmez. Bu kalıpların ayrıntısını ilişkilerde sağlıklı iletişim yazısında ele almıştım. Tartışmanın yerini sessizlik aldıysa tablo farklıdır ve evlilikte duygusal kopukluk yazısı daha uygun bir çerçeve sunar. Biri yaklaştıkça diğerinin uzaklaştığı bir düzen varsa yakınlık ve mesafe döngüsü yazısına bakabilirsiniz.
Peki Gerçek Uyumsuzluk Hiç Yok mu?
Var. Bu yazının amacı her ilişkinin kurtarılabileceğini savunmak değil. Süregiden sorunlarla gerçek uzlaşmazlığı ayıran şey, konunun ertelenebilir olup olmadığıdır.
- Çocuk sahibi olma isteğindeki temel ayrışma. Ortadan bir uzlaşma noktası yoktur; taraflardan biri vazgeçmek zorunda kalır.
- İlişkinin tek eşli olup olmayacağı. Aynı biçimde bölünemez bir konu.
- Nerede yaşanacağı. Özellikle biri için göç ya da kariyerden vazgeçme anlamına geliyorsa.
- Bir tarafın ilişkiye yatırım yapmayı bırakması. Onarım iki taraflı bir iştir; tek taraflı sürdürülemez.
Bunlardan ayrı bir başlık daha var: denetim, aşağılama, tehdit ve korku temelli bir düzen. Bu tablo uyumsuzluk çerçevesiyle ele alınmaz ve çift terapisi ilk adım olmayabilir. Ayrım ölçütleri için toksik ilişki portresi yazısına bakmanızı öneririm.
Bu dört-beş başlığın dışında kalan çatışmaların büyük bölümü ise çalışılabilir niteliktedir.
Ne Zaman Destek Almalı?
Aşağıdaki durumlarda çift terapisi almak süreci belirgin biçimde kolaylaştırır:
- Aynı tartışma aylardır ya da yıllardır aynı biçimde tekrarlıyorsa
- Tartışmalar giderek kısalıyor ama sertleşiyorsa
- Kavgadan sonra barışma süresi uzadıysa
- "Uyumsuzuz" ya da "bu iş yürümüyor" cümleleri kurulmaya başlandıysa
- Tartışmalar konudan çıkıp karaktere yöneliyorsa
- Çocuklar tartışmalardan etkilenmeye başladıysa
- Ayrılık gündemde ama karar verilemiyorsa
Çift terapisi yaklaşımlarının ilişki doyumunu artırmadaki etkililiğine dair araştırma desteği bulunmaktadır (Lebow ve ark., 2012; Wiebe & Johnson, 2016).
Tekrarlayan çatışmalarda çalışmanın odağı kimin haklı olduğunu belirlemek ya da tartışılan konuyu çözmek değildir; döngünün kendisini görünür kılmaktır. Çiftler genellikle kavganın içeriğini hatırlar, ancak nasıl başladığını ve hangi noktada yön değiştirdiğini fark etmez. Bu yapı görünür hâle geldiğinde aynı konu tartışılsa bile sonuç değişir.
Uygulamada ilk fark edilen değişiklik çatışmanın bitmesi değil, kısalması ve onarımın hızlanması olur.
Ayrılık kararı netleşmişse ve süreç çocukları da kapsıyorsa boşanma süreci danışmanlığı, evliliğin genel işleyişine yönelik bir çalışma düşünüyorsanız evlilik danışmanlığı, geniş aile ve sınır meselelerinde ise aile terapisi daha uygun bir çerçeve sunabilir.
Aliağa'da Çift Terapisi: Randevu ve Seans Düzeni
Aliağa'daki çift terapisi görüşmelerinde ilk seans genellikle her iki eşle birlikte yapılır ve tekrarlayan tartışmanın haritası çıkarılır: hangi konuda başlıyor, kim nasıl tepki veriyor, hangi noktada yön değiştiriyor, nasıl bitiyor. Bu harita çoğu çift için sürecin en aydınlatıcı kısmıdır, çünkü döngü ilk kez dışarıdan görülür. Sonrasında kısa bireysel görüşmeler yapılabilir; ardından ortak seanslarla devam edilir.
- Seans süresi: 60 dakika, genellikle haftada bir.
- Tipik süre: Çoğunlukla 10-16 seanslık bir çerçeve.
- Yer: Aliağa / İzmir'de yüz yüze görüşme.
- Online seçenek: Türkiye'nin her yerinden ve yurt dışından çevrim içi görüşme; online psikoterapi sayfasında ayrıntılar var. Eşlerin farklı şehirlerde olduğu durumlarda da uygulanabilir.
- Kimler katılır: İlk görüşmede her iki eş; gerektiğinde bireysel görüşmeler.
- Tek taraflı başlangıç: Eşlerden biri gelmek istemiyorsa süreç tek kişiyle de başlatılabilir.
- Tarafsızlık: Çift terapisinde taraf tutulmaz; çalışılan taraf ilişkinin kendisidir.
- Gizlilik: Görüşmelerde paylaşılan her bilgi meslek etiği ve yasal düzenlemeler çerçevesinde gizli tutulur.
- Ücret: Seans ücreti dönemsel olarak güncellendiğinden burada sabit bir rakam paylaşılmaz; güncel bilgiyi iletişim kanallarından alabilirsiniz.
- Randevu: WhatsApp ya da telefon: +90 544 571 11 94.
Süreç ve yöntemlere dair ayrıntılı bilgiyi Aliağa çift terapisi sayfasında bulabilirsiniz. Güven kırılması yaşandıysa aldatma sonrası güven yazısı ayrı bir çerçeve sunar.
Sık Sorulan Sorular
Eşimle uyumsuz muyuz, nasıl anlarım?
Uyumsuzluk çoğu zaman bir teşhis değil, tekrarlayan çatışmaların ardından varılan bir yorumdur. Ayırt edici soru şudur: tartıştığınız konu her seferinde gerçekten aynı mı, yoksa farklı konular aynı biçimde mi tıkanıyor? İkincisi söz konusuysa mesele konuların içeriği değil, çatışmanın yürütülme biçimidir ve bu değiştirilebilir bir şeydir. Gerçek uyumsuzluktan söz edebilmek için temel yaşam kararlarında uzlaşılamaz bir ayrışma bulunması gerekir; çocuk isteği, nerede yaşanacağı ya da ilişkinin tek eşli olup olmayacağı gibi. Sık kavga etmek tek başına uyumsuzluk göstergesi değildir.
Aynı konuda sürekli kavga ediyoruz, bu normal mi?
Beklenenden çok daha yaygındır. Gottman'ın çiftlerle yürüttüğü gözlem çalışmalarında, çiftlerin çatışmalarının yaklaşık üçte ikisinin süregiden nitelikte olduğu, yani hiçbir zaman tam olarak çözülmediği bildirilmiştir. Bu sorunlar kişilik farklarından, değerlerden ve ihtiyaçlardan kaynaklandığı için ortadan kalkmaz; ilişki boyunca farklı biçimlerde geri döner. Buradaki asıl ölçüt sorunun çözülüp çözülmediği değil, çift olarak onunla nasıl yaşandığıdır. İşleyen ilişkilerde bu konular mizahla, esneklikle ve karşılıklı kabulle taşınır; tıkanan ilişkilerde ise her tekrarda konum sertleşir.
Çözülebilen ve süregiden sorun arasındaki fark nedir?
Çözülebilen sorunlar duruma özgüdür ve bir düzenleme yapıldığında ortadan kalkar: bulaşık sırası, tatil planı, bir akşamın nasıl geçirileceği. Süregiden sorunlar ise kişilik, değer ya da ihtiyaç farklarına dayanır ve düzenlemeyle çözülmez; biri düzene ve öngörülebilirliğe, diğeri esnekliğe ihtiyaç duyuyorsa bu fark anlaşmayla yok olmaz. Ayırt etmenin pratik yolu geçmişe bakmaktır: aynı tartışma üç yıl önce de yapılıyorduysa ve aradaki çözümler tutmadıysa, sorun büyük olasılıkla süregiden gruptadır. Bu ayrım önemlidir, çünkü süregiden bir soruna çözüm aramak tıkanmanın kendisini üretir.
Kişilik uyumu ilişki mutluluğunu belirler mi?
Araştırma bulguları bu yaygın inancı desteklemez. Yeni evli çiftlerle yürütülen çalışmalarda eşlerin yaş, eğitim, siyasi ve dini tutumlar gibi alanlarda benzeşme eğilimi gösterdiği, ancak kişilik özellikleri bakımından benzerliğin sınırlı olduğu ve ilişki doyumuyla ilişkisinin zayıf kaldığı bildirilmiştir. Yani eşlerin ne kadar benzediği, ilişkinin ne kadar iyi gittiğini pek açıklamamaktadır. Buna karşılık kişinin kendi duygusal dengesizlik düzeyi, ilişki doyumunun daha tutarlı bir öngörücüsü olarak bildirilmektedir. Kısacası belirleyici olan eşlerin birbirine benzemesi değil, aralarındaki etkileşimin niteliğidir.
İlişki doyumunu en iyi ne öngörür?
Kırk üçten fazla boylamsal çift çalışmasının verisini makine öğrenmesiyle inceleyen kapsamlı bir araştırmada, ilişki doyumunu en iyi öngören değişkenlerin kişilik özellikleri değil, ilişkiye özgü algılar olduğu bulunmuştur: eşin bağlılığının nasıl algılandığı, takdir edilme duygusu, cinsel doyum ve çatışma sıklığı. Ayrıca kişinin kendi algıları, eşinin bildirdiği özelliklerden daha belirleyici çıkmıştır. Pratik anlamı şudur: ilişkinin gidişatını belirleyen şey kiminle birlikte olduğunuzdan çok, birlikte neyi nasıl kurduğunuzdur. Bu bulgu, uyumsuzluk yorumuna karşı en güçlü karşı kanıtlardan biridir.
Kavgalarımız son bir yılda arttı, sebebi ne olabilir?
İlişkideki bir değişiklik kadar, ilişkinin dışındaki yük de bu tabloyu üretebilir. Yaygın kullanılan bir modelde evlilik niteliği üç bileşenle açıklanır: eşlerin taşıdığı kalıcı kırılganlıklar, karşılaşılan stresli yaşam olayları ve çiftin uyum sağlama süreçleri. Dışarıdaki stres arttığında uyum süreçleri zayıflar; aynı çift, aynı konuyu daha kötü yönetmeye başlar. İş yükü, ekonomik baskı, hastalık, yeni doğum ya da geniş aileyle yaşanan bir sorun bu etkiyi yaratabilir. Bu nedenle kavgalardaki artışın zamanlamasını incelemek, içeriğini incelemek kadar bilgi verir.
Süregiden bir sorunla nasıl yaşanır?
Hedef sorunu ortadan kaldırmak değil, tıkanmış hâlinden çıkarıp konuşulabilir hâle getirmektir. Bunun için üç adım işe yarar. Birincisi, tartışmanın altındaki asıl meseleyi adlandırmak: karşı tarafın o konudaki ısrarı hangi ihtiyacı koruyor? İkincisi, ikna etmeyi bırakıp anlamaya geçmek; süregiden sorunlarda ikna girişimi karşı tarafı sertleştirir. Üçüncüsü, geçici ve gözden geçirilebilir düzenlemeler yapmak: kalıcı çözüm yerine bu dönem için işleyen bir uzlaşma. Ölçüt, konunun bir daha açılmaması değil, açıldığında ilişkiye zarar vermeden kapanabilmesidir.
Hangi durumlarda gerçekten uyumsuzluktan söz edilir?
Süregiden sorunlarla gerçek uzlaşmazlığı ayıran şey, konunun ertelenebilir olup olmamasıdır. Çocuk sahibi olma isteğindeki temel ayrışma, ilişkinin tek eşli olup olmayacağı, hangi ülkede ya da şehirde yaşanacağı gibi konular ortadan uzlaşmaya elverişli değildir; taraflardan biri kendi yaşam yönünden vazgeçmek zorunda kalır. Ayrıca bir tarafın ilişkiye yatırım yapmayı tümüyle bırakması da bu gruba girer. Denetim, aşağılama ve korku temelli bir düzen ise ayrı bir başlıktır ve uyumsuzluk çerçevesiyle ele alınmaz. Bu durumların dışında kalan çatışmaların büyük bölümü çalışılabilir niteliktedir.
Çift terapisi tekrarlayan kavgalarda işe yarar mı?
Çift terapisi yaklaşımlarının ilişki doyumunu artırmadaki etkililiğine dair araştırma desteği bulunmaktadır. Tekrarlayan çatışmalarda çalışmanın odağı, kimin haklı olduğunu belirlemek ya da tartışılan konuyu çözmek değildir; döngünün kendisini görünür kılmaktır. Çiftler genellikle kavganın içeriğini hatırlar, ancak nasıl başladığını ve hangi noktada yönünü değiştirdiğini fark etmez. Bu yapı görünür hâle geldiğinde aynı konu tartışılsa bile sonuç değişir. Uygulamada ilk fark edilen değişiklik çatışmanın bitmesi değil, kısalması ve onarımın hızlanması olur.
Aliağa'da çift terapisi nasıl yürür, seans düzeni nedir?
Aliağa'daki görüşmelerde ilk seans genellikle her iki eşle birlikte yapılır ve tekrarlayan tartışmanın haritası çıkarılır: hangi konuda başlıyor, kim nasıl tepki veriyor, hangi noktada yön değiştiriyor ve nasıl bitiyor. Sonrasında kısa bireysel görüşmeler yapılabilir; ardından ortak seanslarla devam edilir. Görüşmeler 60 dakikadır ve genellikle haftada bir yürütülür; çoğunlukla 10-16 seanslık bir çerçeve kullanılır. Aliağa ve İzmir'de yüz yüze görüşmenin yanı sıra Türkiye'nin her yerinden ve yurt dışından online görüşme mümkündür. Seans ücreti dönemsel olarak güncellendiğinden burada sabit bir rakam paylaşılmaz; güncel bilgiyi WhatsApp ya da telefon üzerinden alabilirsiniz.
Kaynaklar
- Gottman, J. M. (1999). The marriage clinic: A scientifically based marital therapy. New York: W. W. Norton.
- Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221-233.
- Gottman, J. M., & Silver, N. (1999). The seven principles for making marriage work. New York: Crown Publishers.
- Joel, S., Eastwick, P. W., Allison, C. J., ve ark. (2020). Machine learning uncovers the most robust self-report predictors of relationship quality across 43 longitudinal couples studies. Proceedings of the National Academy of Sciences, 117(32), 19061-19071.
- Karney, B. R., & Bradbury, T. N. (1995). The longitudinal course of marital quality and stability: A review of theory, method, and research. Psychological Bulletin, 118(1), 3-34.
- Lebow, J. L., Chambers, A. L., Christensen, A., & Johnson, S. M. (2012). Research on the treatment of couple distress. Journal of Marital and Family Therapy, 38(1), 145-168.
- Randall, A. K., & Bodenmann, G. (2009). The role of stress on close relationships and marital satisfaction. Clinical Psychology Review, 29(2), 105-115.
- Watson, D., Klohnen, E. C., Casillas, A., Simms, E. N., Haig, J., & Berry, D. S. (2004). Match makers and deal breakers: Analyses of assortative mating in newlywed couples. Journal of Personality, 72(5), 1029-1068.
- Wiebe, S. A., & Johnson, S. M. (2016). A review of the research in emotionally focused therapy for couples. Family Process, 55(3), 390-407.
Son güncelleme: 15 Eylül 2026
Aynı Kavganın Haritasını Birlikte Çıkaralım
Tekrarlayan bir tartışma, çoğu zaman uyumsuzluğun değil görünmeyen bir döngünün işaretidir. Bu döngünün nerede başladığını ve nasıl kırılabileceğini birlikte ele alabiliriz. Aliağa'da yüz yüze ya da Türkiye'nin her yerinden online çift terapisi için randevu oluşturabilirsiniz.
Randevu ve Bilgi AlınBu yazı yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; psikolojik değerlendirme, tanı veya tedavinin yerine geçmez, ilaç önerisi içermez. Kişisel bir güçlük yaşıyorsanız bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir.